Trump’ın İran Operasyonunda Yaşadığı Hayal Kırıklığı

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdikleri operasyon, beklenmedik bir şekilde başarısızlıkla sonuçlandı. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın askeri gücünü etkisiz hale getirdiklerini ve İran yönetiminin masaya oturmak için istekli olduğunu iddia etse de gerçekler farklı bir tablo sunuyor. İran, karşıt bir tepki vererek füzeleriyle hem İsrail’i hem de bölgedeki ABD üslerini hedef aldı.

Trump, Venezuela’daki senaryoları tekrar edebileceğini düşünerek birkaç gün içinde İran rejiminin çökeceğini, halkın ayaklanacağını ve Tahran’da ABD yanlısı bir hükümetin kurulacağını öngörmüştü. Ancak bu beklentiler boşa çıktı. İran’da öldürülen dini lider Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in geçmesi, ordunun komuta yapısını sarsmadı ve ABD ile İsrail’e yönelik füzeli saldırılar devam etti.

ABD ve İsrail’in, İran’da bir yönetim değişikliği gerçekleştirme planları, Irak, Libya ve Suriye örneklerinde olduğu gibi hayata geçmedi. Şu an Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, bu başarısızlıkla başa çıkmaya çalışıyor. Uzmanlara göre, ABD ve İsrail’in hedefleri arasında Türkiye’nin de olduğu öne sürülüyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Kürtlerin nasıl yönetileceğine kendilerinin karar vermesi gerektiğini vurgulamıştı. Bu söylem, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den ayrılacak dört parçanın birleşerek bağımsız bir Kürt devleti oluşturulması anlamına geliyor. Barrack’ın açıklamaları, Atatürk’ün kurduğu laik ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ne oldukça zıt bir anlayışı işaret ediyor.

Barrack’ın “bölgedeki ulus devletler İsrail için tehdit oluşturuyor” ifadesi, bölgedeki ülkelerin etnik ve inanç aidiyetlerine göre bölünmesini gerektiren bir yaklaşımı yansıtıyor. Ancak Trump ve Netanyahu, bu hedeflerine ulaşamadılar ve İran’da sıkışıp kaldılar.

Gelecek dönemde Trump’ın, Kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlerde bu başarısızlıkla nasıl başa çıkacağı üzerine stratejiler geliştirmesi gerekecek. Netanyahu’nun da uluslararası alanda ve iç politikada zorluklarla karşılaşması muhtemel.

Trump’ın uluslararası kurumları ve hukuk kurallarını hiçe sayan tutumu, ABD’nin gücünü yönetmenin ne kadar riskli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu bağlamda, bölgedeki ülkelerin Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni örnek alarak, bağımsız, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü gözeten ve demokratik bir yapıya geçmeleri gerektiği vurgulanıyor.

Author: ali batmaz